Girne açıklarında meydana gelen FİLOJET kazası hepimizi derinden yaraladı. Kaybettiğimiz insanların acısı yüreğimizde, kayıplarımıza sağ salim ulaşılması için sürdürülen çalışmalara ilişkin umudumuz ise devam ediyor.
Böyle büyük bir facianın ardından yapılması gereken bellidir: Arama-kurtarma çalışmalarını bütün imkânlarla sürdürmek, enkaza ve geminin sefer kayıt cihazına ulaşmak, teknik ve adli soruşturmayı tamamlamak ve varsa ihmali bulunanları adalet önüne çıkarmak…
Dünyanın her yerinde ciddi deniz kazalarından sonra uygulanan normal prosedür budur. Ancak ne yazık ki ülkemizde henüz kazanın nedeni belirlenmeden, uzmanlar enkaza ulaşmadan ve soruşturma tamamlanmadan siyasi hükümler verilmeye başlandı.
Bakanlık Belgeleriyle Konuştu
Bir yolcu gemisinin sefere çıkabilmesi için belirli izinlere, teknik yeterlilik belgelerine, klas kayıtlarına ve kaptanın geçerli mesleki belgelerine sahip olması gerekir.
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, FİLOJET için kendisine sunulması gereken belgelerin mevcut olduğunu, geminin gerekli kontrollerden geçtiğini ve sefer izninin yürürlükteki prosedürlere uygun şekilde verildiğini kamuoyuna açıkladı. Geminin denize elverişlilik belgesi, klas sertifikası, işletme izni ve kaptanın yeterlilik belgeleri basınla paylaşıldı.
Üstelik geminin kısa süre önce Türk Loydu tarafından denetlendiği ve gerekli sertifikaları aldığı da açıklandı.
Bütün bunlara rağmen, kazanın daha ilk saatlerinde “Kaptanın ehliyeti yoktu” iddiası ortaya atıldı. Belgeler paylaşılınca bu kez belgelerin geçerlilik tarihleri üzerinden yeni bir algı oluşturulmaya çalışıldı. Bakanlık ve Limanlar Dairesi gerekli açıklamaları yaparak kaptanın uygunluk ve yeterlilik belgelerini kamuoyunun bilgisine sundu.
Yani ortaya atılan her iddiaya belgeyle cevap verilmesine rağmen, bazı çevreler gerçeği öğrenmek yerine yeni bir tartışma üretmeyi tercih etti.
Burada artık iyi niyetli bir sorgulamadan değil, kamuoyunu yönlendirmeye yönelik sistemli bir bilgi kirliliğinden söz etmek gerekir.
Soruşturma Devam Ederken Suçlu Nasıl Belirlendi?
Kazanın kesin sebebi henüz bilinmiyor. Geminin neden su aldığı, yapısal veya mekanik bir arıza bulunup bulunmadığı, kaptan ve mürettebatın nasıl hareket ettiği, deniz koşullarının kazaya etkisi ve denetim süreçlerinin yeterliliği uzman raporlarıyla ortaya çıkarılacaktır.
Türkiye’den gelen teknik ekipler enkaza ve geminin sefer kayıtlarına ulaşmak için çalışıyor. Gerçekler ancak bu incelemeler sonucunda belli olacaktır.
Peki, teknik rapor ortada yokken Bakan Erhan Arıklı’yı suçlu ilan edenler bu hükmü hangi belgeye dayanarak veriyor?
Bakanlığın vermesi gereken izinler verilmiş, gerekli evraklar teslim edilmiş, gemi yetkili kuruluş tarafından denetlenmiş ve kaptanın belgeleri açıklanmışsa; kazanın nedeni belirlenmeden Bakan’ın istifasını istemek hukuki bir değerlendirme değil, siyasi bir hesaplaşmadır.
Kimse Bakanlığın veya herhangi bir görevlinin soruşturulmasına karşı değildir. Aksine, soruşturma en geniş biçimde yürütülmeli ve en küçük bir ihmal dahi varsa gereği yapılmalıdır. Ancak soruşturma yapılması başka, daha soruşturma tamamlanmadan siyasi rakipleri suçlu ilan etmek başkadır.
Sizin Zamanınızda Ne Olmuştu?
Bugün Bakan Erhan Arıklı’nın görevden alınmasını isteyenlere geçmişteki tutumlarını hatırlatmak gerekir.
2018 yılında ülkemizde büyük bir sel felaketi yaşandı ve dört gencimiz hayatını kaybetti. O dönemde Kudret Özersay Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, Halkın Partili Tolga Atakan ise Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı olarak görev yapıyordu.
O gün yolların, köprülerin, dere yataklarının ve altyapının durumu tartışılırken ilgili Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı görevden alındı mı?
İstifası istendi mi?
“Soruşturmanın selameti için bakan görevden uzaklaştırılmalıdır” denildi mi?
Hükümet ortakları kendi bakanlarının görevden alınması yönünde çağrı yaptı mı?
Bugün Erhan Arıklı’nın geçici olarak görevden alınmasını isteyen Kudret Özersay’a kamuoyu doğal olarak şu soruyu soracaktır:
Sizin hükümetiniz döneminde dört gencimizi kaybettiğimiz sel felaketinin ardından kendi Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanınızı neden görevden almadınız? O gün uygulanmayan siyasi ölçüyü bugün neden başkalarına uygulamaya çalışıyorsunuz?
Elbette sel felaketiyle deniz kazası teknik olarak aynı olay değildir. Ancak siyasi sorumluluk konusunda savunulan ilkeler kişilere ve partilere göre değişmemelidir. Dün doğru kabul edilen bir yaklaşım, bugün siyasi rakip söz konusu olduğunda birdenbire yanlış hâle gelmemelidir.
Denetim Başka, Siyasi Fırsatçılık Başkadır
Muhalefetin soru sorması ve hükümeti denetlemesi demokratik bir haktır. Ancak doğrulanmamış bilgileri gerçekmiş gibi yaymak, belgeler açıklandıktan sonra bile aynı iddiaları sürdürmek ve yaşanan büyük acıyı bir bakanı itibarsızlaştırma fırsatına dönüştürmek muhalefet değildir.
Bu, siyasi fırsatçılıktır.
Bazı provokatif çevrelerin amacı kazanın nedenini öğrenmek değil, daha ilk günden bir suçlu oluşturmak ve kamuoyunun öfkesini belirli bir siyasi isme yöneltmektir. Bugün Bakan Arıklı, onun üzerinden de hükümet yıpratılmaya çalışılmaktadır.
Oysa acılar siyasi malzeme yapılmayacak kadar değerlidir. Hayatını kaybedenlerin ailelerine karşı en büyük sorumluluğumuz, gerçeği bütün yönleriyle ortaya çıkarmaktır.
Gerçek Ortaya Çıkmadan İnfaz Yapılamaz
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı bugüne kadar kendisine düşen idari sorumlulukları yerine getirdiğini belgelerle ortaya koymuştur. Bakanlığa bağlı Limanlar Dairesi ve diğer birimler süreci yakından takip etmekte, Türkiye’den gelen uzman ekiplerle koordineli biçimde çalışmalar sürdürülmektedir.
Bundan sonraki aşamada yapılması gereken, soruşturmanın tamamlanmasını beklemektir.
Eğer soruşturma sonucunda herhangi bir ihmal veya usulsüzlük belirlenirse sorumlusu kim olursa olsun hesap vermelidir. Bakan da olsa, bürokrat da olsa, denetim kuruluşu veya şirket yetkilisi de olsa hiç kimse hukukun dışında tutulmamalıdır.
Fakat hiçbir kusur belirlenmeden, yalnızca siyasi beklentilerle bir bakanı suçlu ilan etmek de kabul edilemez.
Bugün siyasi sloganlara değil, sağduyuya ihtiyacımız vardır. Provokasyona değil, doğru bilgiye; algı operasyonlarına değil, belgelere; siyasi hesaplaşmaya değil, adalete ihtiyacımız vardır.
Bakanlığın açıkladığı belgeler ortadadır. Teknik ve adli soruşturma devam etmektedir. Enkaz henüz bütün yönleriyle incelenmemiştir.
Öyleyse herkese düşen görev bellidir:
Acılar üzerinden siyasi rant elde etmeye çalışmak yerine soruşturmanın tamamlanmasını beklemek, kayıplarımıza ulaşılması için dua etmek ve gerçeğin ortaya çıkmasına katkı koymak…
Çünkü adalet, siyasi rakibini önceden suçlu ilan etmek değil; delilleri inceleyerek gerçeği ortaya çıkarmaktır
Saygılarımla
ORHAN CEMAL


























Yorum Yazın